30 yıl boyunca kötü bir söz işitmeyip, ufak tefek tartışmalar dışında kavga etmediğiniz, sizi her zaman ne şart ve koşul altında olursa olsun koruyacağına ve hiçbir zarar gelmemesi için canını bile feda edeceğini bildiğiniz ve düşündüğünüz, hayatınız boyunca örnek alıp” işte bende…
Dostun acı söylediği nadir olur. Bir dostum acı söyledi bana bugün. Bana daha önce söylenenlerin tam tersini söyledi ayrıca. Gidiyordu, emindi bir daha görüşmeyeceğine benle. Bir bakıma görüşmeyi kesme yazısıydı yazdığı, en azından ben öyle anladım. Belli ki kalbini kırmışım dört aylık aşırı yoğun programım içinde. Verdiğim sözleri unutmuşum belki. Muhtemelen de yemek ısmarlamış bana, onu unutmuşum. Hey Yarabbim. İçinde biriktirmiş laflarını. Ara ara söylemek yerine gitmeyi beklemiş, yekûn tutsun birden söylerim diye. Lisenin son günü “Gamze ben seni seviyorum” diyen çekingen ve korkak Anadolu genci misali.
“Şunca aylık arkadaşlık geçmişini kontrol ettim ve Furkan, sen haksızsın ibne. Seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım”
İlk defa cheerleader muamelesi gördüm hayatımda sayesinde. Hayata ve insanlara karşı takındığım alaycı tavrımı yanlış anlamış. Keşke hiç yazmasaymış dedim. Keşke benim aklımdaki yerini korusaymış. Beni ne olduğum için yargılamayan bir insan sanardım kendisini, beni anlayan. O da değilmiş meğer. Duruşumdan, kişiliğimden bile rahatsız olmuş, başka yerlere çekmiş. Çok az insanın kişiliği hakkında yanılmışımdır şu ana kadar. Genelde ilk intibada, o da olmadıysa iki dakikalık konuşmadan sonra çözerim karşımdakini. Ama hiç bu kadar ucuz bir yenilgi yaşamamıştı beynimin insan tanımadan sorumlu burguları.
Bu kadar ucuz olmamalıydı. Ha bir de, geniş zaman kullanmak çok sakıncalıymış bunu öğrendim şu müsveddeden.
Vesselam…
10 Şubat ‘12
Nasıl çöktüm?
Önce diz seviyesinde açık ve dışa bakan ayaklarımı hizaladım, sonra uzun bacaklarımı dizlerimden kıvırdım. Ardından yavaşça eğildim, kaba etim topuklarıma değene kadar. İkiye katlı bacaklarım edepsiz bir biçimde açıktı. Pantolonumun arası uygun olmasaydı mal varlığım da löp diye ifşa olurdu. Dirseklerimi dizlerimin az üstünde dinlendirdim yorulduklarından mütevellit. Vücudum düz dursun istediğim için de sırtıma yaslandım. Çöküşüm budur.
Çöküş bizim işimiz.
Çöküşte kalitenin adı.
Çöküşü bizimle yaşayın.
Bergamot kelimesi Türkçe bey armudundan türemiş meğer. İtalyanlar götünden anlayıp bergamotta diye kendi dillerine çevirmişler. Sonra biz de “Aaa ne güzel kelimeymiş lan bergamot, biz de kullanalım hem havası olur böyle italyan italyan” demişiz.
![]()
Frenk mukallitliği denilen bir olay var, çok tanıdıktır 1800 sonrası hasta coğrafyanın taşaklı kesimine. Bir de şapka vardır tabi unutulmaması lazım gelir. Bir eldiven vardır, bir maymun vardır, arada da inkılap.

